2021’de artan karbon salınımında zengin ülkelerin rolü

Pandemi döneminde G20 ülkelerinde karbon salınımı yüzde 6 oranında azaldı. Ancak dünyanın en zengin 20 ülkesinin atmosfere saldığı karbon miktarları, 2021 itibarıyla yeniden ve hızla yükselmeye başladı.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26.Taraflar Konferansı (COP 26) 31 Ekim’de İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek. Yaklaşık 2 hafta sürecek olan toplantılarda küresel sıcaklık artışı ile sera gazı salımının azaltılması en temel konulardan olacak. Zira dünyanın sanayi devrimi öncesine kıyasla 1 virgül 1 derece daha sıcak olduğu belirtiliyor… Hedef küresel ısınmanın 1 buçuk derecenin altında tutabilmesi…

Hedeflenen plan anlamlı ancak diğer taraftan zengin ülkelerin karbon salınımları hızla artıyor… G20 ülkelerinin salgın döneminde azalan karbondioksit salınım oranın bu yıl yüzde 4 artış göstermesi bekleniyor. Bunun en temel nedeni pandemi döneminde yaşanan ekonomik krizlerden sıyrılmak için ülkelerin hızlı büyüme planları yapması. Bu kapsamda Çin’in tek başına ciddi bir artışa neden olduğu da belirtiliyor. Peki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansında ülkelerin önüne hangi başlıklar üzerinden hedefler konulacak? Glasgow’daki konferanstan neler beklenmeli? İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı İklim Bilimci Prof. Dr. Barbaros Gönençgil’e sorduk.

Çin ve Hindistan karbon salınımında öne çıkan ülkeler

Ülkelerin ekonomik büyüme tedbirleri, çevresel hedeflerin önüne geçiyor. Profesör Barbaros Gönençgil, pandemi döneminde küresel olarak azalan karbon salınımının, hızlı ekonomik büyüme hedefleri nedeniyle artmaya başlandığını söylüyor.

“2019 başlayan, 2020’ye sarkan pandemi etkileri nedeniyle, özellikle G20 ülkelerinde yüzde 6’lık bir oranda karbon salınımının azaldığı raporlandı. Ancak tabii pandeminin sağlık etkisi dışında küresel ekonomide de yarattığı etkiyi düşünürsek, pandeminin çıkışına doğru ülkelerin bu noktadaki yeni aldığı tedbirler ve büyümeyi hızlandırmak adına alınan kararlar nedeniyle karbon salınımı tekrar yükselmeye başladı. Özellikle G20 içerisindeki bazı ülkelerde daha da yükseldiği noktasında bir raporlama söz konusu. Bir buçuk derecelik küresel ısınma sınırı bunu zorlayan şeyler açıkçası çünkü Arjantin, Çin, Hindistan gibi ülkelerde 4 ve daha üzerinde artması daha çok bekleniyor. Çin tek başına ciddi bir artışın da sebebi olacak gibi görünüyor.”

Grafik: TRT Haber / Nursel Cobuloğlu

Dünyada en çok karbon salan ülke Çin

“Önümüzdeki birkaç yıldaki emisyon artışları açısından Çin gerçekten belirleyici bir unsur olacak. Bu uluslararası siyaseti de ilgilendiren bir konu. Çin kömürünü kullanmak istiyor, aslında Türkiye de kullanmak istiyor. Argüman da şu; ‘zamanında İngiltere veya diğer ülkeler kalkınırken her şekilde kullandılar, büyümelerinin kaynağı bu. Şimdi biz niye kullanamayalım. Baktığımız zaman bu adil bir istekmiş gibi gözüküyor ama eğer tartışmayı bu noktaya odaklarsak adil olmayan başka bir şey ortaya çıkacak. Gelecek nesillerin temiz havaya ve doğal kaynaklara ulaşımına engel olacak. Bu da adil değil. Dolayısıyla bir an önce, bu ülkelerin dikkat etmeleri gerekiyor. Pandemiden dolayı kaynaklanan problemler ortadayken en azından önümüzdeki 4-5 yıl içinde enerji kullanımı, kömür kullanımı herhalde azalmayacak. O yüzden Paris İklim Anlaşmasının da Kyota’ya benzememesi için çaba harcamalıyız. Malum Kyoto işe yaramadı.”

İklim konferansında ülkelerin önüne 4 temel hedef konulacak

Sıcaklık rekorları, yangınlar, seller… Küresel ısınmanın yol açtığı iklim değişikliğinde, insan faaliyetlerinin etkisi büyük. Sadece 2021 yılının yaz aylarında, kuzey yarım kürede çıkan yangınlar atmosfere 2 milyar 700 milyon metreküp karbondioksit salınımına yol açtı. Küresel ısınma kaynaklı yangınlar son yüz yılda yüzde 30 arttı. Hava sıcaklığının 50 santigrat derecenin üzerine çıktığı gün sayısı ise son 40 yılda iki katına ulaştı.

Her yıl yayımlanan İklim Şeffaflık Raporuna göre, küresel iklim değişikliğini körükleyen karbon salımında, zengin ülkelerin emisyonları hızlı bir yükselişte… Ekim ayı sonundan itibaren başlayacak ve 10 günü aşkın sürecek iklim konferansında da bu konulara odaklanılacak ve ülkelerin önüne temelde 4 hedef konulacak.

Profesör Barbaros Gönençgil, küresel ısınmanın bir buçuk santigrat derece ile sınırlandırılması, emisyonlar açısından 2030 hedefleri, ormansızlaşma ve yenilenebilir enerji yatırımlarının görüşmelerde masa olacağını ifade ediyor.

Grafik: TRT Haber / Nursel Cobuloğlu

“Özellikle kömürün kullanılmasının azaltılması ve buradan kaynaklanan enerji üretiminin azaltılarak karbonun daha az salınması hedeflerden bir tanesi. İkincisi küresel ölçekte ormansızlaşmadaki süreci ya da eğilimi azaltmak. Üçüncüsü, COP26’da elektrikli araçlara özel bir önem verilmiş.”

Elektrikli araçların kullanımı, her yıl yayımlanan İklim Şeffaflık raporlarında da yer alan bir konu. Barbaros Gönençgil elektrikli araçların nasıl ürettiğinin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor:

“Karbon ayak izine bakmak lazım. Elektriği eğer fosil yakıtlardan üretiyorsanız, elektrikli araç kullanmak çok da farklı bir şey getirmiyor. Ancak yenilenebilir enerjiden ürettiğiniz elektrikle bu araçları kullanacaksanız bir önemi var ya da getirisi olabilir. Ama elektrikli araçlar da gündemde. Bir de tabii ki her zaman konuşulan yenilenebilir enerji yatırımlarının teşvik edilmesi. Bunlar mücadele konuları, özellikle karbon azaltımıyla ilgili konular ama tabii ki yaşam alanlarının, çevrenin korunmasına ilişkin bir takım şeyler olacak Glasgow’daki konuşmalarda. Paris İklim Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik birtakım öneriler çıkabilir.”

Paris Anlaşma’sının hedefleri arasında da, sera gazı salımının azaltılması, sıcaklık artışının 2 derecenin altında kalması, karbon salımını 2050’de sıfıra indirilmesi, Karbon emisyonunun azaltılması yer alıyor.

Paris İklim Anlaşması’nın mecliste onaylanması

196 ülkenin imza attığı Paris İklim Anlaşması Kasım 2016’da yürürlüğe girdi. Türkiye, metne ilk imza atan ülkeler arasındaydı.
Ancak meclisten geçmediği için henüz taraf olmamıştı. Anlaşmaya ilişkin kanun teklifi Meclis Genel Kurulunda oy birliğiyle kabul edildi ve kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

İklim konferansı öncesinde gelişmekte olan ülkelerin ortak taleplerinden biri, zengin ülkelerden iklim değişikliğiyle mücadele ve adaptasyon çalışmaları için fon ve tazminat alınması. Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf ülkeler arasına girmesiyle bu talepler Türkiye’yi nasıl etkiler? Bu soruyu Barbaros Gönençgil’e yönelttik.

“2020 yılına kadar en az 120 milyar dolarlık bir iklim finansmanı söz konusuydu başlangıçta. 1994’te Uluslararası İklim Değişikliği çerçeve sözleşmesinden başlayan, Kyoto’yla devam eden sürecin devamları bunlar. Fakat 100 milyar dolarlık kısım olmadı. Yaklaşık 10 milyar doları ancak toparlanmış durumda. Bu da tabii gelişmiş ülkelerden bekleniyor. Türkiye’nin çekincesi de burada başlıyor zaten. G20 içinde olduğumuz için, sizin de pay vermeniz gerekiyor algısı var. Paris Antlaşması mecliste imzalandıktan sonra artık yürürlüğe girdi. Bu noktada Türkiye’nin niyet mektubunu diğer ülkeler için çizilen sınırların dışına taşmadan, kendi koşullarına uygun bir şekilde hazırlayabilmesi gerekiyor. COP26’da ülkelerin hem bireysel hem de uluslararası süreçte beraber çalışmaları da teşvik edilecek. Bu açıdan Glasgow’daki toplantı önemli. Bundan sonrası ciddi bir ev ödevi bizim için. Ama bir taraftan kalkınma çabası, ekonomik problemler, diğer taraftan karbon emisyonuyla ilgili durumlar da var.”

“Yenilenebilir enerji kaynaklarına hızla yönelinmeli”

Türkiye 2015-2020 yılları arasındaki süreçte, enerji üretimi içersindeki yenilenebilir enerji kaynaklarındaki payını yüzde 37 artırdı. Bu oran G20 ortalamasının da üzerinde. Ancak uzmanlara göre bu noktada problemi yaratan, emisyon değerleri yüksek olan Çin ve Hindistan’ın öne çıktığı ülkeler…

“Herhalde en önemli şeylerden bir tanesi bizim rüzgar ve güneş kaynaklı yenilenebilir enerji kaynaklarına daha hızlı bir şekilde yönelebilirsek ve ormanlaşmayı çoğaltabilirsek, Türkiye’nin diğer taraflardaki kayıplarını dengeye getirebiliriz karbon ayak izi açısından. Türkiye enerji kaynaklarındaki payını yüzde 37 artırmış durumda. Güneş var rüzgar var, biyotermaller var… Bu fena bir rakam değil. Asıl problem emisyon açısından yüksek değerlere sahip, Çin, Hindistan gibi ülkelerin de bu politikalara yönelinmesi durumunda ancak pozitif bir süreç küresel anlamda yaşanabilir. Biz uluslararası camiada olması gereken yere taşırız kendimizi ama bir taraftan da, ABD dışında, Çin, Hindistan’ın da sürece katkıda bulunması gerekiyor ama bunu göremiyoruz. ABD’nin de kendi içinde yüzde 39 gibi bir oranı var. Ama diğer ülkelerin de buna katılması gerekiyor.”

 

Bir cevap yazın